Yazılı olarak en son 1 Mayıs'ta not tutmuşum. Hafızam eskisi kadar kuvvetli değil ama arada bir aklıma da not düşebiliyorum hala:)
Bu gece 26 Mayıs'ı 27 Mayıs'a bağlıyor yani 1960 darbesinin üzerinden tam 50 sene geçmiş, dönüm noktası olarak nitelenecek tarihlerden birisi yani, o halde not tutmam lazım diye içimden bir dürtü geldi. [1990 sonrası doğumlular için yazmam gerekirse, içimden bir POKE geldi :) ]
1960 darbesini en ince ayrıntısına kadar biliyorum diyemem elbette ama bazı alıntıları buraya not düşücem, bugünle karşılaştırıcam ve 25 sene sonra hayatta olursam TÜRKİYE'DE UNUTULANLAR DIŞINDA DEĞİŞEN BİRŞEY VAR MI YOK MU BAKICAM! Bu güzel vatan üzerinde nefes alıp veren insan kalabalığı açısından bakınca, genel itibariyle unutulanlar dışında değişen birşey olmuyor. Çoğu şeyide UNUTUYOR bu insan KALABALIĞI.
Menderes 1960 ta, Soğuk Savaş'ın çok sıcak hissedildiği günlerde, Küba'daki füze krizinin yaşandığı vakitlerde şöyle konuşmuş Mecliste;
"Bu memleketin 14 senedir asabını yorduk, yıprattık. Hiçbir memleket, bu kadar kesin bir siyasi faaliyete muhatap olmamıştır, zemin teşkil etmemiştir. Vatandaşları ikiye ayırdık. Kahvehanelerini ayırdılar, ailelerini ayırdılar, karılarını ayırdılar. İki hasım karargah halinde, yani NATO ile Sovyet bloku halinde mevki ettik."
Bu sözleri sarfeden Menderes 14 yıllık sürenin sonunda, Amerika'dan koltuğunun altında Amerikan Prezidenti Eisonhower'in portresi ile Beyaz Saray'dan ayrılıyor, ertesi gün Amerikan Dışişleri Bakanı'nın kapısında 45 dakika bekletilip 15 dakikalık bir görüşme yapıyor, bütün bunların sonunda kafasının içinde DANK diye bir ses duyup 1 Temmuz 1960'ta Moskova'ya gitmeye karar veriyordu.
Tabii ki o güne kadar Menderes adına önemli bütün KARARLARI ALANLAR, küçük amerika'nn küçük başkanına böylesine bir kararı alma ve uygulama şansı veremezlerdi. Hikayenin gerisi malum...
Amerika'ya yaptığı ziyarette kendisine Amerikan Prezidenti'nin portresi hediye edilen Menderes'e bu yolculuk esnasında eşlik eden "muhalif" gazeteci Orhan Karaveli şöyle diyor;
"- Yolculuk sırasında, hiçbir gazeteciye nasip olmamış, şiddetli bir tartışmam oldu Menderes’le. ABD’de yaşayan, 29 yaşında bir gazeteci olarak rahattım açıkçası. Belki Türkiye’de aynı cesareti gösteremeyebilirdim, belki de gösterirdim kestirmek zor. Ama gazetecilerin büyük baskı altına alındığı, Tahkikat Komisyonları’nın kurulduğu Türkiye’den uzakta olmanın cesaretiyle, işlerin kötü gitmeye başladığını ve sonunda kendisinin kaybedebileceğini söyledim. Sanırım ilk kez biri Menderes’e “kral çıplak” diyordu. Sonra gönlümü aldı ama o an çok kızdı. Küfre yakın sözcükler kullandı. Özellikle muhalifleri için. “Çişini tutamayan İsmet Paşa’ya hükümeti bırakamam” dedi. Kendisinin bir nimet, Allah’ın lütfu olduğuna, onu kimsenin yerinden oynatamayacağına inanmış görünüyordu. YANINDAKİLERİN SÜREKLİ GÖKLERE ÇIKARDIĞI, SÜREKLİ ÖVÜLEN, GERÇEKLERİN GİZLENDİĞİ BİR YALNIZ ADAMDI MENDERES..."
Yukarıda yazdıklarıma TIPA TIP benzer olaylar bugünün Türkiye'sinde yani 50 yıl daha "OLGUNLAŞMIŞ" Türkiye'de TEKERRÜR ediyor sanki :) Tarih tekerrürden ibaretmiş meğer!!! Bir ingiliz ve bir Türk atasözünü hatırlamak lazım;
"Dost ACI söylermiş" Menderes'e KRAL ÇIPLAK diyen "muhalif-düşman" gazeteci belki de en büyük iyiliği yapmıştı ama artık çok geçti.
"Yenil ve yenilmeye devam et ama her seferinde daha iyi yenil" buda ingiliz atasözü :) bizim atasözümüz olmadığı için kulak ardı ediyoruz ve hep aynı hamleyle ÇOBAN MATI oluyoruz :)
Bütün bunların üzerine şu soruya da kafa yormak lazım: "HAK ve ADALET kavramlarının yıprandığı bir ortamda Menderes daha ne kadar iktidard kalabilirdi? Yoksa yaşı sebebiyle dalga geçtiği İsmet İnönü 1957'deki 178 Milletvekili sayısını ilk genel seçimde 250 nin üzerine çıkarabilir miydi?" :) kimbilir? belki de Çoban Matı olmazdık! Son bir soru daha, en son yazdıklarımı dikkate alınca 1960 darbesinin GERÇEK MAĞDURU kim acaba?
Bu gece 26 Mayıs'ı 27 Mayıs'a bağlıyor yani 1960 darbesinin üzerinden tam 50 sene geçmiş, dönüm noktası olarak nitelenecek tarihlerden birisi yani, o halde not tutmam lazım diye içimden bir dürtü geldi. [1990 sonrası doğumlular için yazmam gerekirse, içimden bir POKE geldi :) ]
1960 darbesini en ince ayrıntısına kadar biliyorum diyemem elbette ama bazı alıntıları buraya not düşücem, bugünle karşılaştırıcam ve 25 sene sonra hayatta olursam TÜRKİYE'DE UNUTULANLAR DIŞINDA DEĞİŞEN BİRŞEY VAR MI YOK MU BAKICAM! Bu güzel vatan üzerinde nefes alıp veren insan kalabalığı açısından bakınca, genel itibariyle unutulanlar dışında değişen birşey olmuyor. Çoğu şeyide UNUTUYOR bu insan KALABALIĞI.
Menderes 1960 ta, Soğuk Savaş'ın çok sıcak hissedildiği günlerde, Küba'daki füze krizinin yaşandığı vakitlerde şöyle konuşmuş Mecliste;
"Bu memleketin 14 senedir asabını yorduk, yıprattık. Hiçbir memleket, bu kadar kesin bir siyasi faaliyete muhatap olmamıştır, zemin teşkil etmemiştir. Vatandaşları ikiye ayırdık. Kahvehanelerini ayırdılar, ailelerini ayırdılar, karılarını ayırdılar. İki hasım karargah halinde, yani NATO ile Sovyet bloku halinde mevki ettik."
Bu sözleri sarfeden Menderes 14 yıllık sürenin sonunda, Amerika'dan koltuğunun altında Amerikan Prezidenti Eisonhower'in portresi ile Beyaz Saray'dan ayrılıyor, ertesi gün Amerikan Dışişleri Bakanı'nın kapısında 45 dakika bekletilip 15 dakikalık bir görüşme yapıyor, bütün bunların sonunda kafasının içinde DANK diye bir ses duyup 1 Temmuz 1960'ta Moskova'ya gitmeye karar veriyordu.
Tabii ki o güne kadar Menderes adına önemli bütün KARARLARI ALANLAR, küçük amerika'nn küçük başkanına böylesine bir kararı alma ve uygulama şansı veremezlerdi. Hikayenin gerisi malum...
Amerika'ya yaptığı ziyarette kendisine Amerikan Prezidenti'nin portresi hediye edilen Menderes'e bu yolculuk esnasında eşlik eden "muhalif" gazeteci Orhan Karaveli şöyle diyor;
"- Yolculuk sırasında, hiçbir gazeteciye nasip olmamış, şiddetli bir tartışmam oldu Menderes’le. ABD’de yaşayan, 29 yaşında bir gazeteci olarak rahattım açıkçası. Belki Türkiye’de aynı cesareti gösteremeyebilirdim, belki de gösterirdim kestirmek zor. Ama gazetecilerin büyük baskı altına alındığı, Tahkikat Komisyonları’nın kurulduğu Türkiye’den uzakta olmanın cesaretiyle, işlerin kötü gitmeye başladığını ve sonunda kendisinin kaybedebileceğini söyledim. Sanırım ilk kez biri Menderes’e “kral çıplak” diyordu. Sonra gönlümü aldı ama o an çok kızdı. Küfre yakın sözcükler kullandı. Özellikle muhalifleri için. “Çişini tutamayan İsmet Paşa’ya hükümeti bırakamam” dedi. Kendisinin bir nimet, Allah’ın lütfu olduğuna, onu kimsenin yerinden oynatamayacağına inanmış görünüyordu. YANINDAKİLERİN SÜREKLİ GÖKLERE ÇIKARDIĞI, SÜREKLİ ÖVÜLEN, GERÇEKLERİN GİZLENDİĞİ BİR YALNIZ ADAMDI MENDERES..."
Yukarıda yazdıklarıma TIPA TIP benzer olaylar bugünün Türkiye'sinde yani 50 yıl daha "OLGUNLAŞMIŞ" Türkiye'de TEKERRÜR ediyor sanki :) Tarih tekerrürden ibaretmiş meğer!!! Bir ingiliz ve bir Türk atasözünü hatırlamak lazım;
"Dost ACI söylermiş" Menderes'e KRAL ÇIPLAK diyen "muhalif-düşman" gazeteci belki de en büyük iyiliği yapmıştı ama artık çok geçti.
"Yenil ve yenilmeye devam et ama her seferinde daha iyi yenil" buda ingiliz atasözü :) bizim atasözümüz olmadığı için kulak ardı ediyoruz ve hep aynı hamleyle ÇOBAN MATI oluyoruz :)
Bütün bunların üzerine şu soruya da kafa yormak lazım: "HAK ve ADALET kavramlarının yıprandığı bir ortamda Menderes daha ne kadar iktidard kalabilirdi? Yoksa yaşı sebebiyle dalga geçtiği İsmet İnönü 1957'deki 178 Milletvekili sayısını ilk genel seçimde 250 nin üzerine çıkarabilir miydi?" :) kimbilir? belki de Çoban Matı olmazdık! Son bir soru daha, en son yazdıklarımı dikkate alınca 1960 darbesinin GERÇEK MAĞDURU kim acaba?