26 Mayıs 2010 Çarşamba

27 Mayıs 1960 - 27 Mayıs 2010 Hep Çoban Matı oluyoruz :)

Yazılı olarak en son 1 Mayıs'ta not tutmuşum. Hafızam eskisi kadar kuvvetli değil ama arada bir aklıma da not düşebiliyorum hala:)

Bu gece 26 Mayıs'ı 27 Mayıs'a bağlıyor yani 1960 darbesinin üzerinden tam 50 sene geçmiş, dönüm noktası olarak nitelenecek tarihlerden birisi yani, o halde not tutmam lazım diye içimden bir dürtü geldi. [1990 sonrası doğumlular için yazmam gerekirse, içimden bir POKE geldi :) ]

1960 darbesini en ince ayrıntısına kadar biliyorum diyemem elbette ama bazı alıntıları buraya not düşücem, bugünle karşılaştırıcam ve 25 sene sonra hayatta olursam TÜRKİYE'DE UNUTULANLAR DIŞINDA DEĞİŞEN BİRŞEY VAR MI YOK MU BAKICAM! Bu güzel vatan üzerinde nefes alıp veren insan kalabalığı açısından bakınca, genel itibariyle unutulanlar dışında değişen birşey olmuyor. Çoğu şeyide UNUTUYOR bu insan KALABALIĞI.

Menderes 1960 ta, Soğuk Savaş'ın çok sıcak hissedildiği günlerde, Küba'daki füze krizinin yaşandığı vakitlerde şöyle konuşmuş Mecliste;

"Bu memleketin 14 senedir asabını yorduk, yıprattık. Hiçbir memleket, bu kadar kesin bir siyasi faaliyete muhatap olmamıştır, zemin teşkil etmemiştir. Vatandaşları ikiye ayırdık. Kahvehanelerini ayırdılar, ailelerini ayırdılar, karılarını ayırdılar. İki hasım karargah halinde, yani NATO ile Sovyet bloku halinde mevki ettik."

Bu sözleri sarfeden Menderes 14 yıllık sürenin sonunda, Amerika'dan koltuğunun altında Amerikan Prezidenti Eisonhower'in portresi ile Beyaz Saray'dan ayrılıyor, ertesi gün Amerikan Dışişleri Bakanı'nın kapısında 45 dakika bekletilip 15 dakikalık bir görüşme yapıyor, bütün bunların sonunda kafasının içinde DANK diye bir ses duyup 1 Temmuz 1960'ta Moskova'ya gitmeye karar veriyordu.

Tabii ki o güne kadar Menderes adına önemli bütün KARARLARI ALANLAR, küçük amerika'nn küçük başkanına böylesine bir kararı alma ve uygulama şansı veremezlerdi. Hikayenin gerisi malum...

Amerika'ya yaptığı ziyarette kendisine Amerikan Prezidenti'nin portresi hediye edilen Menderes'e bu yolculuk esnasında eşlik eden "muhalif" gazeteci Orhan Karaveli şöyle diyor;

"- Yolculuk sırasında, hiçbir gazeteciye nasip olmamış, şiddetli bir tartışmam oldu Menderes’le. ABD’de yaşayan, 29 yaşında bir gazeteci olarak rahattım açıkçası. Belki Türkiye’de aynı cesareti gösteremeyebilirdim, belki de gösterirdim kestirmek zor. Ama gazetecilerin büyük baskı altına alındığı, Tahkikat Komisyonları’nın kurulduğu Türkiye’den uzakta olmanın cesaretiyle, işlerin kötü gitmeye başladığını ve sonunda kendisinin kaybedebileceğini söyledim. Sanırım ilk kez biri Menderes’e “kral çıplak” diyordu. Sonra gönlümü aldı ama o an çok kızdı. Küfre yakın sözcükler kullandı. Özellikle muhalifleri için. “Çişini tutamayan İsmet Paşa’ya hükümeti bırakamam” dedi. Kendisinin bir nimet, Allah’ın lütfu olduğuna, onu kimsenin yerinden oynatamayacağına inanmış görünüyordu. YANINDAKİLERİN SÜREKLİ GÖKLERE ÇIKARDIĞI, SÜREKLİ ÖVÜLEN, GERÇEKLERİN GİZLENDİĞİ BİR YALNIZ ADAMDI MENDERES..."

Yukarıda yazdıklarıma TIPA TIP benzer olaylar bugünün Türkiye'sinde yani 50 yıl daha "OLGUNLAŞMIŞ" Türkiye'de TEKERRÜR ediyor sanki :) Tarih tekerrürden ibaretmiş meğer!!! Bir ingiliz ve bir Türk atasözünü hatırlamak lazım;

"Dost ACI söylermiş" Menderes'e KRAL ÇIPLAK diyen "muhalif-düşman" gazeteci belki de en büyük iyiliği yapmıştı ama artık çok geçti.

"Yenil ve yenilmeye devam et ama her seferinde daha iyi yenil" buda ingiliz atasözü :) bizim atasözümüz olmadığı için kulak ardı ediyoruz ve hep aynı hamleyle ÇOBAN MATI oluyoruz :)

Bütün bunların üzerine şu soruya da kafa yormak lazım: "HAK ve ADALET kavramlarının yıprandığı bir ortamda Menderes daha ne kadar iktidard kalabilirdi? Yoksa yaşı sebebiyle dalga geçtiği İsmet İnönü 1957'deki 178 Milletvekili sayısını ilk genel seçimde 250 nin üzerine çıkarabilir miydi?" :) kimbilir? belki de Çoban Matı olmazdık! Son bir soru daha, en son yazdıklarımı dikkate alınca 1960 darbesinin GERÇEK MAĞDURU kim acaba?

1 Mayıs 2010 Cumartesi

1 Mayıs, Kur'an ın İlk Emri, Hak - Hukuk, Değişim-Dönüşüm vs vs vs.....

Bugün 1 Mayıs, tamda not tutulacak günlerden birisi yani :)

Bu ülkede çok ama çok garip şeyler olmaya devam ediyor. Onlarca yıl Taksim Meydanı'nı "anarşük" :) kesime kapalı tutan Türk Devleti 2010 yılının güzel bir bahar sabahında güle oynaya 1 Mayıs işçi bayramını kutluyor.

Gerçekten de çok ilginç, zira onlarca yıl "anarşüklere" karşı ağzına geleni söyleyen onları "din düşmanı" ilan eden bir takım zevat bugünlerde sözde en büyük işçi dostu, emekçi yandaşı vs olduklarını iddia ediyorlar. Demekki DEĞİŞMİŞLER!!! :)

Oysa ki değişmelerine hiç ama hiç gerek yoktu eğer ki savunduklarını "iddia ettikleri" meselenin özüne inip de

OKU (İlk emir)

emir kipinin gereğini yerine getirselerdi. Peygamberin ibadet ederken yaptığı sünnetlerin yanı sıra sosyal hayata ve devlet yönetimine ilişkin sünnetlerinden, Hz. Ömer'den, EBU ZER'den haberleri olsaydı. vs vs vs, işte o zaman hiç de DEĞİŞİME, DÖNÜŞÜME uğramayacaklardı çünkü aslında "anarşük" dedikleri adamlardan çok da farklı bir sosyal hayat, devlet düzeni istemediklerini İDRAK edebilirlerdi.

Her fırsatta tiyatral yeteneklerini sonuna kadar sergileyip, ağlayıp, sızlayarak iç çekerek, "Bu dünya yalan, mal da yalan mülk de yalan gel biraz da sen oyalan" sözünü tekrarlayıp duran bu zevatı aslında tebrik etmek gerek zira slogan haline getirip, propaganda amaçlı kullandıkları bu özlü, ulvi sözün gereğini yerine getiriyorlar.

OYALANIYORLAR!!!

Ne zamana kadar, nereye kadar oyalanabilirler? Emr-i Hak vaki olup elveda YALAN DÜNYA dedikleri vakte kadar. Sonrasında ne yapacakları bizi ilgilendirmiyor çünkü Kul ile Allah arasına girmek kimsenin haddi değil amma emin olduğumuz bir şey var ki oda HESAP VERECEKLERİDİR. Hesap verme korku derecelerine bağlı olarak bu zevatın OYALANMA miktarı değişim göstermektedir. Kimisi nakit, kimisi gayrimenkul, kimisi lüks araba, kimisi güzel kızlar ile oyalanırken kimisi de ego tatmini ve kıymetli madenlerle oyalanmaktadır. Elbette herkesin bu dünyada OYALANMA hakkı meşrudur ancak ve ancak bu OYALANMA HAKKININ meşru yollardan HAK EDİLMESİ KOŞULUYLA!!!

Tabii şimdi bir çelişki çıkıyor ortaya, madem ki DEĞİŞEN bu zevat YALAN DÜNYA uğruna vakit harcamanın, yalan konuşmanın, hak yemenin, adam kayırmanın vs vs vs aklınıza gelecek her türlü rezilliğin YANLIŞ olduğunu iddia ediyor, o halde BEN SANIRIM TÜRKİYE'DE YAŞAMIYORUM ama kötü bir kabus görüyorum :) Zira OKUYAN, anlayan ve düşünen insanların bunları yapıyor olması, riyakarlıkta zirveye ulaşması mümkün değil. Olsa olsa ben KABUS görüyorumdur :) yada DEĞİŞEN bu zevat OKUMUYOR, ANLAMIYOR DÜŞÜNÜMÜYOR veyahut daha da vahimi bütün bunları yaptığı halde UMURSAMIYOR.

Neyse, Ankara'da mükemmel bir bahar havası var :) ben çıkıp biraz dolaşıcam, ve Safranbolu'daki Gayr-i Müslim bir Japon turistin davranışı üzerine kafa yoracağım:

Döner sipariş eden gayr-i müslim turist garsona şöyle sesleniyor:

"Dönerin ücretini tam olarak alabilirsin ama porsiyonlarınız 50 grammış, ben 50 gram yemeyeceğim, sadece 30 gramlık et koyun lütfen. 20 gramlık et İSRAF olmasın. İhtiyacımdan fazla tüketip yoktan yere bir hyvanın hyatını kaybetmesine gönlüm razı olmaz!!!"

Japon turist, kendisine servis edilen dananın da bu dünyaya Allah tarafından gönderilmiş bir emanet olduğunun idrakinde ve emanete hiyanet onun kitabında yazmıyor. Herkes ihtiyacı kadar et tüketmiş olsa, günde kaç yüz bin dananın canlı kalabileceğini düşünen, bunun syesinde ise aç kalan milyonlarca insnın karnını doyurbileceini düşünen Japon Turist ve onun gibi insanlar ümit edeirm ki ASLA DEĞİŞMEZLER!

Gayr-i müslim Japon Turistin davranışını acaba ne kadarımız yerine getiriyor? İçini hırs bürümüş, para, mal, mülk, mevki-makam peşindeki REZİL insan müsvettelerinden acaba çevremizde kaç bin tane var? HAK etmediği şeyleri İHTİYCINDAN FAZLA tüketen kaç milyon "MÜSLÜMAN" yaşıyor acaba Türkiye'de?

:) neyse bana düşen; "Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan göçeceksin" demek veyahut ilk fırsatta eğri büğrü deveyi kesip parçalayıp sorunu tümüyle ortadan kaldırmak :) tabii ikinci alternatif gerçekleşirse AT BİNENİN KILIÇ KUŞANANIN sözünü de akıldan çıkartmamak gerek!!!