10 Aralık 2009 Perşembe

Diyarbakır'da ölen genç ve İstanbul'da ölen kız: Sırada kimler var?

Hafızam kuvvetli sayılır ama ne olur ne olmaz unutmamak için buraya not ediyorum bugün olanları

Amerikan Prezidenti Hüseyin Barak Obama bugün Nobel BARIŞ Ödülü aldı, yada ona verdiler :) herneyse

Aşağı yukarı aynı vakitte okuldaydım. Kimya bölümünün önünde, rektörlük binasına karşı kurdukları masalarda yıllardan beri ""demokrasi, barış, özgürlük, insan hakları, eş cinsel hakları vs vs vs "" savunan hararetli öğrenci grubunu görünce gidip konuşmak ve EĞER VARSA!!! FİKİRLERİNİ, DÜŞÜNCELERİNİ öğrenmek istedim çünkü geçen hafta Diyarbakır'da ölen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı genç için eylem yapacaklarını ilan ediyorlardı.

Masaya yaklaşıp;

"Merhaba, Diyarbakır'da ölen arkadaş için bir şeyler yapıyorsunuz sanırım"

dedim. "arkadaş" kelimesi bu hararetli genç öğrenci grubunu sevindirdi, tebessüm ederek;

"Evet hocam, polis kurşunu ile ölen arkadaş için eylem yapıyoruz ve bu olayı protesto ediyoruz" dediler.

az sonra işitecekleri gülümseyen yüzlerinin öfke kin ve nefretle ifadeleriyle kaplanmasına sebep olacaktı. Çünkü;

"KEŞKE geçen hafta İstanbul'da 1 derece YANIK sebebiyle ölen 17 yaşındaki genç kızın resmi de olsaydı burada, belki o zaman BİRLİKTE olabilirdik!" dedim

Tahminlerimde yanılmamıştım kendilerine ait FİKİRLERİ, DÜŞÜNCELERİ olmadığı için böyle bir öneriye ne diyeceklerini bilemediler. Sonra başladılar zırvalamaya, o kadar zırvaladılar ki molotof kokteyliyle yakılan bir otobüste sıkışıp ynan, 1 ay hastanede can çekişen ve sonunda gözlerini kapatan Serap'ın hikayesi için,

"O terörist bir eylem değildi" diyebildiler.

Ben ısrarla amacınız BARIŞ, değil mi? diye sormama rağmen bu zavallılar ezberlerini bozmadılar ve "devlet terörü, devlet terörü, pe ke ke ..." diyip durdular. Ezberlerini bozmalarını beklemiyordum zira BİREY olamamış, SÜRÜ psikolojisinden kurtulamamış olanların kendilerine ait düşünceleri olamaz, dolayısıyla EZBERLEDİKLERİNİ dile getirir dururlar.

Ezberlerini o kadar iyi yapmışlardı ki, benim arada

"Serap'ın resmi de burada olsaydı ve haksız yere savunmasız insanları öldüren herkese karşıyız diyebilseniz belki sizinle birlikte olabilirdik"

cümlemi idrak edemediler.

Şimdi düşünüyorum; bu olay Ankara'nın ortasında bir üniversite kampüsünde gerçekleşti ve bu "üniversite eğitimi alan" zavallılar dahi EMPATİ yapma yeteneğinden yoksunken eline silah alıp dağa çıkmış, okuma yazma bilmeyen insanlar nasıl olup da Türkiye Cumhuriyeti nin bütünlüğüne sadık kalacaklar?

Ben masadaki heyecanlı öğrencilere;

"eyleminize 1,000 kişinin katılmasını hedeflediniz belki ama bu şekilde hareket ederseniz 100 kişi bile toplayamazsınız. Biraz empati yapabilip de Serap'ın katillerini de protesto ediyoruz diyebilseydiniz, değil bin belki de 10,000 kişi toplardınız. BARIŞA o zaman hizmet edebilirdiniz. Biraz da bunu DÜŞÜNÜN!"

deyip ayrılırken, onlar hala "demokrasi, barış, insan hakları, eş cinsel hakları vs vs vs " savunmaya devam ediyorlardı.AÇILIMA bu seviyede KAPALI "demokrasi, barış, insan hakları, eşcinsel hakları" sevdalıları olduğu müddetçe bu ülkede huzur içinde yaşamak zor görünüyor. AÇILIMIN içini aklınıza gelen her türlü şeyle doldurun bunlar "istemeüzk" demeye devam edecekler zira maksatları üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Diyarbakırda ölen genç de İstanbul da ölen kız da bu zavallıların umurund değil. Ya OYUNUN FARKINDA DEĞİLLER yada tek kelime ile HAİNLER.

Memleketin geleceğine dair ümitvar düşüncelerimi törpüleyen zavallıların yarın öbür gün ellerine üniversite diploması alacklarını farkedince aklıma şu atasözümüz geldi.

"Okumakla adam olunmaz, eşşeklik baki kalır!"

1 Ekim 2009 Perşembe

IMF Başkanı'na ayakkabı fırlatmadım ama...

Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşlarından birisi kendisinden beklenen, benim için sürpriz olmayan, ""protesto eylemini"" yaptı ve Irak'lı gazeteciden sonra ayakkabı ile suikast girişiminde bulunan ikinci ""kahraman"" olarak tarihe geçti.

Muhtemelen bu ""kahraman Türk"" IMF Başkanı'na ayakkabı fırlattığı vakitte Türkiye'nin pek çok noktasında yüzbinlerce ""romantik sosyalist"" ve ""dindar"" yurttaşımız da acaba nasıl eder de bu adaletsiz düzeni değiştirir, gelir dağılımındaki çarpıklığı gideriririz, yoksulluğu ortadan kaldırırız vs diye ""kafa"" yoruyorlardı.

Muhtemeldir ki buldukları çözümü özetlediğimizde İngiliz Roman Kahramanı ROBIN HOOD'tan ibarettir. Tabiidir ki bu ""romantik sosyalist"" ve ""dindar"" yurttaşlarımız ""kafalarını"" böylesine ulvi meselelere yordukları ve değerli vakitlerini ayırdıkları için harap ve bitap düşeceklerdir. Buldukları ""mucizevi"" çözümü kutlamak ve yorgunluk atmak münasebetiyle de ""romantik sosyalistler"" kendilerini aşka ve şaraba vuracaklar, ""dindar"" yurttaşlarımız ise, para yabancıya gitmesin diye, ""cemaatlerine"" yakın bir kebapçıda semirinceye kadar yemeğe vereceklerdir kendilerini.

Her iki grup da akşam haberlerinde ""kahraman Türk öğrencisini"" izlediklerinde, ""Helal olsun be adama, nası da fırlatmış ayakkabısını"" diyerek içten içe kıskanacaklardır bu ""protesto eylemini"" gerçekleştiren yiğit Türk gencini. Ancak bütün bunlar olurken, dünyayı değiştirme kudretine sahip olduklarını iddia eden deli dolu Anadolu aslanları, ""romantik sosyalistlerimiz"" ve ""mütedeyyin kardeşlerimiz"" bir an için dahi olsa

""Yahu, en az haftada bir kez dünyayı kurtarıyoruz ve ardından kişi başı 10 TL kadar parayı İSRAF edip sanal zaferimizi kutluyoruz, halbuki bu parayla kaç çocuğu sevindirebilirdik?"" diye sormuyorlar bir an için dahi olsa.

Aslında ""dindar"" yurttaşların durumu ""Romantik sosyalistlere"" kıyasla daha beter zira onlar mensup oldukları ""cemaatler"" maarifetiyle sabahtan akşama kadar küfrettikleri ""kapitalist düzene"" sermaye aktardıklarının farkında değiller.""Para yabancıya gitmesin"" diye tercih ettikleri firma ortaklarının ""Faizsiz Bankacılık"" sayesinde PARADAN PARA KAZANDIKLARI gerçeğini görmeden ""Vicdanlarını"" rahatlatmak amacıyla ""Ama bizim cemaatteki İŞADAMLARI yoksulu gözetiyor, binlerce çocuk okutuyor, burs veriyor, destek oluyor."" vs şeklinde zırvalayacaklardır. Sermayenin her geçen gün biraz daha kıymetlenerek küfrettikleri dünya düzeninin güçlenmesine hizmet ettiklerinin idrakine varmaları ise pek muhtemel değil.

Netice itibariyle ""dindar"" yurttaşlarımız ""dindar"", ""romantik sosyalistlerimiz"" ise ""romantik sosyalist"" kalmaya devam edeceklerdir. Zira her ikisi de SINIF DEĞİŞTİREMEYECEKTİR, çünkü sınıf atlayabilmeleri için veyahut hayal ettikleri ""adil dünyayı"" yaratabilmeleri için Allah'ın insanoğluna verdiği en büyük nimet olan BEYİN lazımdır. BEYİN sahibi olduğunu iddia eden insanlarınsa aslında ""NEYE ve KİME""hizmet ettiklerini görebilmeleri gerekir.

Ben uzun yıllar önce bu ""romantik sosyalist"" ve ""dindar"" arkadaşlar kadar kapasiteli beyin sahibi olmadığım gerçeğini kabullenerek ülkemi ve dünyayı kurtarma sevdasından vazgeçtim, sadece ve sadece KENDİMİ düşünmeye başladım. Bu sayede KİMSEYE hizmet edip yalakalık yapmadım. Ama bugün, şanlı Türk genci fırlattığı ayakkabı ile dünyayı değiştirmeye yeltendiği vakitlerde; Kızılay'da 1 Türk Lirası'na satılan oyuncağa hayran hayran bakıp;

""Amca bunlay ne kaday?""

diye sorup sonra 2 metre ötesinde YARA BANDI satarak evini geçindirmeye çalışan Annesinin yanına koşan çocuğu gördüğümde ""Bu kadar bencillik yeter"" diyebildim ve o çocukla PAYLAŞTIM 1 Türk Lirası'nı. Hemen ardından da Tayfun TALİPOĞLU'nun Bam Teli ve bir Cuma namazı çıkışı geldi aklıma:

Talipoğlu, Ağrı'nin bilmem neresindeki bir köyde, 6-7 yaşlarında bir çocukla başlıyor sohbete;

Talipoğlu: Ne olacaksın büyüyünce?
Çocuk: Doktor
Talipoğlu: Neden doktor?
Çocuk: Annem hasta oldu, biz onu doktora götüremedik çünkü para yoktu. Annem ÖLDÜ!
Talipoğlu:--------

Cuma namazı çıkışı:

Dilenci çocuk: Amca nolur, bi ekmek parası, bi kalem parası, babam öldü...
Namazdan çıkan adam çocukları uzaklaştırır, azarlar, ters sözler söyler.
Ben düşünürüm; bu çocuklar bu işi meslek haline getirmiş bile olsa bu adam bunu biliyor olamaz, bilse bile onca insanın içinde o çocukları rencide edemez, ""cemaat holdinglerinden"" gelip de para isteyen ""tahsilat memurlarına"" da aynı şekilde "Dağılın uleyn"" diye bağırabilir mi bu ""dindar"" adam? Yoksa tahsilat memurlarına bağırmanın GÜNAHINDAN korkan o adam sesini çıkarmadan yoluna devam mı eder?

Ben o çocukları unutmuyorum ve unutmayacağım, bugün ""Amca bunlay ne kaday?"" diye soran çocuğu unutmayacağım gibi. Ama dediğim gibi ""romantik sosyalistler"" ve ""dindar"" yurttaşlarımız kadar yüksek kapasitede beyine sahip değilim, dolayısıyla KENDİMİ düşünmeye devam edeceğim ama asla ve kat'a ONUN ADAMI, BUNUN ADAMI kategorisine girmeyeceğim.

Romantik sosyalist arkadaşlar paralarını aşka ve şaraba, ""dindar"" arkadaşlar da ""cemaat holdinglerine"" yatırmaya devam etsinler ama unutmasınlar Sosyalizmde de Gerçek İslam'da da sınıf ayrımı yoktur, onların adamı, bizim adamımız ayırımı yoktur. HAK eden HAKKINI alır.

4 Haziran 2009 Perşembe

AGA NİGİ NAGA NİGİ EKONOMİSİ :)

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11788313.asp?gid=229


Üretim fazlası fındıklarla depolar öylesine dolmuş ki, TMO depolarıının duvarları yıkılmış :) olacağı buydu, malum fındık herşeye iyi geliyor AGA NİGİ NAGA NİGİ dahil :) ama memleketin tarım politikasını oluşturanların ZİHİNLERİNE iyi gelmediği ortada :)

merak ediyorum bu sene üretim rekoru kıracak olan buğdayı, arpayı nerede depolayacaklar? :) depolayacak yer kalmadığına göre üretim fazlası arpayı yiyip semiren ineklerin memeleri sütten çatlayacak, ortaya çıkan fazla sütü de memleketin sübyanları tüketerek ortadan kaldıracak.

Eh sorunumuz o kadar da büyük değil aslında :) süt içip hızla gelişen bu sübyanlar da üretim fazlası fındığı tüketip onun verdiği afrodizyak etkisiyle memleketin yegane üretim kabiliyetine katkıda bulunacaklar :) ve Türkiye Ekonomisi bu kısır döngü üzerinde çevirilip gidecek. Özetle AGA NİGİ NAGA NİGİ EKONOMİSİ :) şimd anlıyorum Başbakan neden herkesten en az 3 çocuk istiyormuş :) bence durum bu kadar basit, komik ve acı :)

29 Mayıs 2009 Cuma

Renk Körleri ve Bukalemunlar'ın Aşk Hikayesi



Türk dilinin zengin bir edebi mirasa sahip olduğu apaçık ortada. Bu zengin edebi mirasın içinde onlarca AŞK HİKAYESİ var ama hemen hemen hiç bilinmeyen, yeni bir AŞK HİKAYESİ yazılıyor bugünlerde. Farkında değilsiniz belki ama yüz yıl sonra Ferhat ile Şirin kadar meşhur olabilecek bir AŞK HİKAYESİNE tanık oluyorsunuz.

Öylesine bir aşk ki bu, bırakın renk, dil, din, mezhep, milliyet tanımamayı, CİNS bile tanımıyor. CİNS biyoloji biliminin canlıları sınıflandırırken kullandığı en alt kategori. Örneğin İnsan cinsi, kedi cinsi, köpek cinsi gibi. Bu CİNS tanımlamasından sonra, ortaya çıkan şey bir aşk hikayesinden çok SAPIK BİR İLİŞKİYİ anımsatıyor ama hemen önyargılı olmayın, ne de olsa bu BİR AŞK HİKAYESİ.

Hikayenin ESAS OĞLANI, doğuştan RENK KÖRÜ olan HASAN. Hikayeye renk katan ESAS KIZ ise HASRET ismindeki BUKALEMUN.

"Nasıl iş yahu, insan bukalemuna aşık olur mu hiç?"

demeyin, oluyor işte gönül ferman dinlemiyor. Esas oğlan Hasan renk körü olmasına renk körü ama biraz farklı bir hastalığı var Hasan'ın, seneden seneye, aydan aya ve hatta günden güne değişiyor Hasan'ın göremediği renkler. Bir gün KIRMIZIYI göremeyen Hasan ertesi gün YEŞİLİ ayırt edemiyor diğer renklerden, bazen o kadar ilerliyor ki Hasan'ın rahatsızlığı sadece SİYAH görüyor veya sadece BEYAZ. Hal böyle olunca Hasan'ın HAFIZASI oldukça zayıf kalıyor, çünkü herhangi bir şeyi GERÇEK RENGİYLE UZUN SÜRE GÖREMİYOR. Örneğin Hasan'ın ikiz kız kardeşi Zeynep'in sapsarı saçları var, altın gibi, ama Hasan doğduğu günden beri yanyana olduğu kızkardeşini bile tanımıyor çünkü iki yaşına kadar sarı rengi ayırtedebilen Hasan 2 sinden 8 ine gelene kadar sarı nedir bilmedi, daha sonra 6 ay sarı rengi gören Hasan Zeynep'i farkedince yanı başında;

"Buda kim yahu?"

dedi. Ardından Sarı renk yine çıktı gitti Hasan'ın hayatından, dönem dönem sarıyı görse de, bu yeterli olmadı ikiz kız kardeşi Zeynep'i HAFIZASINA KAYDETMESİ için. Hasan'ın rahatsızlığından bahsettik ama esas oğlanın SERVETİNDEN bahsetmedik henüz. Yeşilçam filimlerinin senaryolarında olduğu gibi bizim hikayede de esas oğlan ZENGİN. Yalnız, öyle sıradan bir servet değil bu, tarifi oldukça güç ama yine de birkaç rakam vererek Hasan'ın muazzam servetini tahayyül etmenize yardımcı olalım.

Hasan'ın servetinde

* 769.604 km2 TOPRAK var, bunun 276 bin dekarı mayınlı, temizletip onu da kullanacak Hasan
* Yaklaşık 900 MİLYAR TL gelir elde ediyor Hasan bir yil içinde

sadece bu iki bilgiyi paylaşıyoruz sizinle çünkü Hasan'ın servetini yaz yaz bitmez.

Eeee, Esas oğlan bu kadar zengin olur da onun servetinin peşinde olan kötü niyetli ESAS KIZ olmaz mı hiç? Olur elbette. HASRET ismindeki BUKALEMUN, RENK DEĞİŞTİREBİLME özelliği sayesinde HASAN'ın HAFIZASINDA YER EDEN YEGANE VARLIKTIR. Hasan'ın HANGİ RENKLERİ GÖREBİLDİĞİNİ öğrenen Hasret anında o renge bürünerek çıkıverir Hasan'ın karşısına ve AŞIK EDER kendisine. O gün bugündür Hasan'ın SERVETİNİ SÖMÜREN işte bu renkli "karakter" Bukalemundur ve ne yazık ki bu SAPIK İLİŞKİDEN DOĞAN ÇOCUKLAR da yine BUKALEMUN olmaktadırlar.

Hikaye tanıdık mı geldi? Olabilir, ama tamamen tesadüf eseri olsa gerek. Türkiye'de yıllardır iktidar trenine yolcu olmak için yapmadıkları AHLAKSIZLIK, YALAKALIK, HAYSİYETSİZLİK kalmayan BUKALEMUNLARDAN çevrenizde oldukça fazla olabilir ve hatta bizzat kendiniz dahi Bukalemun olabilirsiniz. Ama dedik ya, hikaye tamamen HAYAL ÜRÜNÜ. Hayal ürünü olmasa, hiç bir İNSAN EVLADI BUKALEMUNA AŞIK OLUR MU? Olmaz tabii, oluyorsa eğer İNSAN EVLADI DEĞİLDİR demekki. Her ne kadar yazdıklarımız hayal ürünü bir hikaye olsa da küçük bir açıklama yapmakta fayda var. İKTİDAR sahiplerine zerre miktarınca hiddetli ve öfkeli değilim, beni asıl çileden çıkartan İKTİDAR SAHİPLERİNİN BUKALEMUNLARI FARKEDEMEMESİ. Hal böyle olunca İKTİDAR SAHİPLERİ ve BUKALEMUNLAR arasındaki SAPIK İLİŞKİ devam ediyor ve BUKALEMUNLARIN nüfusu artıyor hızla. Memleketi felakete sürükleyen asıl etken bu YARI İNSAN YARI BUKALEMUN OMURGASIZ HAYVANLARDIR.

15 Mayıs 2009 Cuma

GADDARUS HİKAYESİ

Bu notes uygulamasını daha da çok sevmeye başladım. Zira UNUTKAN Türk Milleti'nin bir üyesi olduğum için benim de hafızamın çok kuvvetl olduğunu iddia edemem ama işte buraya ufak tefek not düştükçe ileride HAKSIZLIK yapan DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLARI hatırlamak daha da kolay hale geliyor.

HAKSIZLIK kelimesi göreceli bir kavram tabii. Çünkü OBJEKTİF bir değerlendirme yapılmadığı taktirde kimine göre HAKSIZLIK olan bir şey diğer tarafa göre tamamen HAKLI olarak değerlendirilebilir. Örneğin Antik Yunan'daki ZULÜMUS CUMHURİYETİ'nde iktidarı elinde bulunduran DİKTATÖR GADDARUS bir ferman yayınlayıp;

"Amacı ZULÜMUS CUMHURİYETİ'nin yurttaşlarını daha zengin, daha mutlu, daha huzurlu yaşatmak dahi olsa her kim ki BİZDEN FARKLI DÜŞÜNÜYOR, YAŞIYORSA, MENFAAT ÇEMBERİMİZE DAHİL DEĞİLSE tez kellesi vurula, sarayın bahçesine dahi yaklaştırılmaya"

dediği zaman; işte bu fermana göre ZENGİNLEŞME, ÖZGÜRLEŞME, MODERNLEŞME gibi AYNI AMAÇLAR uğrunda FARKLI YOLLARDAN yürüyen Zulümus Cumhuriyeti'nin ÖTEKİLERİ ya canından olmuş ya da VATANINDAN.

Aradan yıllar yıllar geçmiş Zulümus Cumhuriyeti'nde devran dönmüş HAK DOSTU, ADİLUS iktidara gelmiş ama topla tüfekle değil, yıllar yılı GADDARUS, ülkesinin kaynaklarını SADECE MENFAAT ÇEMBERİNE DAHİL OLANLARA aktardığı için sonunda UYANAN HALK, GADDARUS'A;

"Artık Yeter, Söz Milletin! Yıllarca sen ve senden öncekiler BİZİM ÇOCUKLAR, BİZİM KIZLAR, BİZİM YEĞENLER vs diye diye ülkeyi PARTİZANLAŞTIRDINIZ.AT BİNENİN KILIÇ KUŞANANIN atasözünü unutturdunuz ama artık yeter bundan böyle BİZİMKİLER yok, bundan gayrı HAK'ÇA bir düzen var, SEZARIN HAKKI SEZAR'A" demişler ve GADDARUS'u tarihe gömmüşler ve ülkenin adını da ADALETUS CUMHURİYETİ yapmışlar. Ülkenin BÜTÜN İNSANLARI rengine, diline, düşüncesine bakılmaksızın LİYAKATI ölçüsünde ülke hizmetine davet edilmiş ve ADİLUS CUMHURİYETİ gelişmiş, insanları daha MUTLU yaşamaya başlamışlar. Çünkü AT binene AT, KILIÇ kuşanan'a KILIÇ vermişler, ayaklar baş başlar ayak olmamış bir daha.

GADDARUS tarih olmuş olmasına ama onun YALAKALARI tutturmuşlar bi hikaye: "GADDARUS'a HAKSIZLIK yapıldı" diye. İşte burada da görüldüğü gibi demekki HAKSIZLIK göreceli bir kavram. OBJEKTİF bakıldığında GADDARUS' a HAKSIZLIK yapılmadığı apaçık ortada ama görmek istemeyen gözler, duymak istemeyen kulaklar bunu bilmezler.

Ha bu arada UYANAN HALK son olarak şunu da eklemiş:

"GADDARUS çok HAKSIZLIK yaptı çünkü onun HAKK'ı yoktu, yani GADDARUS HAK'SIZDI"

HAKKA hizmet HALKA hizmet diyen GADDARUS'un HAKKı yoksa HALKI da yoktur o vakit.

26 Nisan 2009 Pazar

Devlet Ne Zaman Batar? Angelina Jolie'nin Benimle Tunalı Hilmi'de Gezebilme İhtimalini Sevdim.

Yaklaşık 5-6 yıl önce haberdar olduğum, bugün Topkapı Sarayı Müzesi'nde sergilenen bir mektup var. Mektupla ilgili hikaye aşağıda, arkasından da benim bugünkü Türkiye ile ilgili duygu düşünce ve görüşlerim var. Günlük tutmuyorum ama işte feyZbuk note uygulaması iyi kötü günlük yerine geçiyor benim için. Umarım 3-4 yıl sonra bu satırları tekrar okuduğumda duygu düşünce ve görüşlerimin yanlı/hatalı/yanlış olduğunu görürüm, aksi taktirde o tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşıyor olma olasılığım Angelina Jolie'nin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'nde gezebilme ihtimali kadar düşük. Herneyse, işte Muhteşem Süleyman'a yazılan mektubun hikayesi;

""Kanuni Sultan Süleyman,en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder,günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı diye derin derin düşünmeye başlar…

Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi ‘ye sorduğundan bunuda sormaya niyet eder.Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendiye gönderir…

“Sen ilahi sırlara vakıfsın.Kerem eylede bizi aydınlat.Bir devlet hangi halde çöker?Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur?Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.

Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendinin cevabı bir bakıma çok kısa bir bakıma içinden çıkılmaz bir hal alır:

“Nemelazım be Sultanım!”

Topkapı Sarayında bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez..Yahya efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez.Söylenmeye başlar:

“Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?”
Nihayet kalkar,Yahya Efendinin Beşiktaş’taki dergahına gelir..
Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:
“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver.Bizi geçiştirme,soruyu ciddiye al!”

Yahya efendi duraklar:

“Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi?Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım.Sadece nemelazım be sultanım demişsiniz.Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu akıl almaz açıklamasını yapar:

“Sultanım!Bir devlette zulüm yayılsa,haksızlık şayi olsa,işitenler de NEMELAZIM,deyip uzaklaşsalar,sonra KOYUNLARI KURTLAR DEĞİL DE ÇOBANLAR YESE,BİLENLER BUNU SÖYLEMEYİP SUSSA,gizleseler,fakirlerin,muhtaçların,yoksulların,KİMSESİZLERİN,FERYADI GÖKLERE ÇIKSA DA BUNU DA TAŞLARDAN BAŞKASI İŞİTMESE,İŞTE O ZAMAN DEVLETİN SONU GÖRÜNÜR.Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır,halkın itimat ve hürmeti sarsılır.Asayişe itaat hissi gider,halkta hürmet duygusu yok olur.Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir….”

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan,söyleneni başını sallayarak tasdik eder,sonra da kendisini böyle ikaz eden bir alime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder,bu türlü ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır…

Mektup bugün Topkapıda sergi halindedir…


Mektupta Yahya Efendi'nin ÖNEMSEDİĞİM görüşlerini büyük harflerle yazdım zira zannımca 26 Nisan 2009 tarihi itibariyle o mektupta yazılan durum mevcuttur Türkiye'de. HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA SUSANLAR DİLSİZ ŞEYTANLAR vardır. Duygu düşünce ve görüşlerimi yazarım demiştim notun başında ama vazgeçtim zira duygularımı aktarmak istesem güzel dilimiz Türkçe'deki küfürlü kelimeler kifayetsiz kalacak. Yazabileceğim tek şey belkide Atatürk'ün veciz sözlerinden bir tanesi.

""CUMHURİYET BİLHASSA KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR.""

Ülküsü ve onuru olmadan bir ÖMÜR geçirip,fikrini ve iradesini satan, güçlü olanın dalkavukluğunu, yalakalığını yapan ve ne yazık ki Yahya Efendi'nin mektubunda bahsettiği gibi çöküş ve izmihlali mukadder hale getirenler içinse +??#$%%&{^# diyorum. Angelina, benimle Tunalı Hilmi'de gezmese dahi kalıp bunlarla mücadele etmek de lazım diyorum ama Don Kişot olmaya da niyetli değilim.

NOT: ÖMÜR kelimesi bir zaman birimini ifade eder. Rahmetli Barış Manço'nun bir şarkısında söylediği gibi

"Boşa geçmiş ÖMRE YAŞAM denir mi?"

Ömür kelimesini kullanmamın sebebi, YAŞAM kelimesinin İNSANLARA özgü olması.

6 Ocak 2009 Salı

Huntington Öldü ama...

Bundan yaklaşık 7-8 sene önce "hürriyet" "gazetesinin" arka sayfasındaki çıplak kadın resminin hemen bitişiğinde 5 satırlık bir haber çıkmıştı. Bilmem neredeki ünversitenin araştırmacıları Irak'ın Kuzeyi'nde binlerce yıllık kemikler üzerinde yaptıkları araştırmalarda bu kemiklerin Yahudiler'e ait olduğunu ispatlamışlarMIŞ! Zaman içinde bu "haber" orta sayfalara taşındı hatta "gazete" nin genel yayın koordinatörü dahi bu "haber" i ciddiye alıp bununla ilgili yazdı, çizdi.

Ergenekon davası kapsamında yargılanan Prof. Emin Gürses; Fethullah Gülen Cemaati'nin kontrolündeki Samanyolu Televizyonu'nun AÇI programında durumdan bahsederken:

"Peşmergelerle konuştum, zavallılar seviniyorlar. Niye seviniyorsunuz diye soruyorum çocuklara, cevap veriyorlar: "Biz Yahudiymişiz, zengin olacağız Amerikan dolarları gelecek çuval çuval" diyorlar." diyordu.

Aradan geçen sürede Irak'ın Kuzeyi'nde yaşayan Kürtler'in "tamamına" siz aslında yahudisiniz denilmedi denilmeyecek de zaten.Zira TEVRAT'ın ESTER bahsinde anlatılan ve Irak'a köle olarak götürülen yahudilerin bu coğrafyanın tamamını yahudileştirmesi elbette imkansızdı. Sadece "seçkin ve İŞBİRLİKÇİLER" yahudi ve dolayısıyla ZENGİN olabilirlerdi. Bölgedeki "üstün ırk" mensubu aileler Kürtler'in kontrolünü sağlayabilirlerdi böylece "Vadedilmiş Topraklar" yani FIRAT nehrinden NİL'e kadar olan coğrafya şimdilik dolaylı, uzun vadede ise doğrudan İsrail devleti'nin kontrolüne girebilirdi.

Şimdi, Irak'ın Kuzeyi'ndeki peşmergelerin sözcüsü barzani çıkmış diyor ki "Merkezi Irak hükümetindeki Araplar etnik kışkırtıcılık yapıyorlar" Ne zaman söylüyor bunu? İsrail Gazze'ye kara harekatı başlatmadan bir gün önce. Acaba hazır orta doğu yanmaya başlamışken bu yangından mal kurtarabilir miyim telaşı olsa gerek bu. Belki de bu peşmerge Irak'ta iç savaş başlatarak Araplardan ayrılmayı ve sonunda da "vadedilmiş topraklar" ın doğu ucu olan Fırat' uzanmak için HAYAL KURUYOR!

Büyük Orta Doğu Projesi acaba bush telaffuz etmeden yıllar yıllar önce mi planlandı? Kim bilir? belki de "hürriyet" "gazetesi"nin arka sayfasındaki çıplak kadın resmine bakarken gözden kaçırdığınız 5 satırlık haber dizgiye koyulduğunda planlanmştı Büyük Orta Doğu Projesi belki de çok daha önce, 1989 yılında 9 yaşındayken CNN ekranında gördüğüm ve Türkiye'nin Doğu ve Güney Doğu'sunu "kürdistan" olarak gösteren harita çizildiği gün?

Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum kafam çok karışık ve herşey iç içe geçmiş durumda ve ben çözemiyorum olan biteni. Peşmergelerin devşirildiğini, tarih boyunca olduğu gibi parayla kandırıldıklarını anlatan bir profesör, hükümeti zor kullanarak devirmeye çalıştığı iddia edilen bir örgüt davasında yargılanıyor, hapis tutuluyor. Bu darbeci örgütün bölücü terör örgütünü kolladığı iddia ediliyor. Kimin kime çalıştığı, hangi safta olduğu belli olmuyor, yani ortalıkz toz duman ve ben net göremiyorum. Görebildiğim tek şey var o da BİRİLERİ BÜYÜK DÜŞÜNÜYOR ve PLANLIYOR. Biz toz bulutunun içinde birbirimize yumruk sallarken BİRİLERİNİN PLANI tıkır tıkır işliyor